Tek büyük bir hacim oluşturmak için cami mimarisinde kullanılmaya başlanan ve birçok farklı çeşitlemesi Mimar Sinan’ın eserlerinde ortaya konan merkezi kubbe, bugün bile halen cami mimarisini tanımlayan bir öğedir. Tasarımımızda “tek büyük iç oylum” ilkesine bağlı kalınmış, ancak özgün bir biçim arayışı doğrultusunda, günümüzde geniş açıklık geçmenin çok değişik çözümlerinin olduğu göz önüne alınarak, kubbe yeğlenmemiştir.
Tüm Müslümanların ibadet sırasında yöneldiği İslam’daki en kutsal yapı olan Kabe’nin yalın bir küp oluşu, Müslümanlara öğütlenen sadelik ve alçakgönüllülüğü simgelemektedir. Buradan yola çıkarak, cami kütlesinin geliştirilmesinde küp biçimi çıkış noktası olarak alınmıştır. Böylelikle, toplu ibadetteki kıble aksına dik sıralanma kuralına uygun olarak İslam mimarisinin değişmezlerinden biri olan dikdörtgen plan ilkesine de bağlı kalınmıştır.
Küp formu kıbleye doğru eğilerek içeride daha yüksek bir oylum elde edilmiş, aynı zamanda cenaze namazı dışındaki tüm namazlarda aynı olan rüku ve secde eylemlerine gönderme yapılmıştır.
Cami iç mimarisinde özgün bir öneri olarak birer saf genişliğinde basamaklarla mihraba doğru alçalan bir namazgah tasarlanmıştır. Böylelikle safların net bir biçimde ayrılması, secde edenlerin başlarının önündekilerin ayaklarına yaklaşmaması, imamın her noktadan algılanabilmesi amaçlanmıştır.
Namazgahtaki kademelenme, cami dışında da sürdürülerek yapının giriş ve kıble yönlerinde farklı kotlarda iki ayrı avlu oluşturulmuştur. Giriş yönündeki avlu, yol kotunda, Cuma, bayram ve cenaze namazlarının açık havada kılınmasına uygun olarak düzenlenmiş, mihrap arkasında kalan avlu ise -1,50 kotuna indirilerek caminin ek yapısı ile çevrelenmiştir.
“Eğitim, caminin İslam’ın başından bu yana gelmiş görevlerinden biridir... Medrese cami işlevinin tamamlayıcısıdır.” (Doğan Kuban, Sinan’ın Sanatı ve Selimiye) Bu gelenek izlenerek, her camide bulunan işlevlere halka açık birer kütüphane ve derslik de eklenmiştir.
Yarattığı külliyelerde her işlevi bağımsız yapılarda çözen Sinan örnek alınarak, imam lojmanı, imam odası, kütüphane, derslik, gasilhane ve WC mekanları camiden bağımsız, kıble yönündeki avluyu sınırlayan ayrı bir yapı içinde çözülmüş, namazgaha doğrudan erişim sağlayabilmek için abdesthaneler caminin altında tasarlanmıştır.
İşlevlerin farklı yapılara ayrılması sayesinde projenin değişik arsalar ve cemaat gereksinimlerine, avluların ve ek yapının program ile boyutları değiştirilerek uyarlanabileceği öngörülmüştür.
Ek bölümlerin alt kottaki avlu çevresinde çözülmesi ile caminin çevreden algılanmasını kesen bir duvar oluşması önlenmiştir. Cami arsası ek yapının yeşil çatısında da sürdürülen bir bitki örtüsüyle çevrelenerek, geleneksel Osmanlı mimarisindeki gibi avluların dışarısı ile görsel bağlantısı sürdürülmüştür.
Büyük kentlerde işlevi sorgulansa da, gerek cami mimarisinin yüzyıllardır ayrılmaz bir parçası oluşu, gerekse de küçük kasaba ve köylerde sürmekte olan halka sesli duyuru görevi nedeniyle minareden vazgeçilmemiş, ancak cami kütlesinin yalınlığını bozmamak için bağımsız bir yapı olarak tasarlanmıştır.
Minare cephelerine akrep ve yelkovan eklenerek saat kulesi işlevi de kazandırılmış, ayrıca üst bölümünde oyuklar açılarak Osmanlı camilerindeki gibi bir kuş yuvaları oluşturulmuştur.
Cami ve minarenin, Türkiye’nin her yerinde hızlı, kolay ve yanlışsız uygulama adına, betonarme temeller / perdeler üzerine oturan prefabrik çelik bir iskelet ve ona giydirilen yalıtım katmanları ve prefabrik cephe panelleri ile oluşturulması önerilmiştir.
Osmanlı camilerinin, dışa kapalı ve loş kiliselerin aksine ibadet edenleri dış dünyadan koparmayan, aydınlık iç oylum anlayışına bağlı kalınarak, namazgahın dört yanında geniş cam yüzeyler oluşturulmuştur. Caminin yan cepheleri büyük ölçüde saydam bırakılarak içeriye bol gün ışığı girmesi, ayrıca Cuma ve bayram namazları sırasında namazgah ve avluda namaz kılanların birbirini algılayabilmesi amaçlanmıştır. Bu cephelerde saf genişliğinde aralıklarla dizili yassı kolonların düşey güneş kırıcılar olarak da işlev kazanacağı öngörülmüştür.
Mihrap duvarı, geleneksel camilerden farklı olarak alt yarısı saydam, yalın bir yüzey olarak tasarlanmıştır. Ruhban sınıfının olmadığı İslam’da imam ile cemaatin Allah önünde eşit olduğunu vurgulamak adına mihrap, yalnızca cephenin ortasındaki süslemesiz bir girinti ile oluşturulmuştur.
Cemaatin ibadet sırasında yöneldiği mihrap duvarının arkasında bir havuz oluşturularak, Kuran-ı Kerim’de “yaşamın kaynağı” olarak belirtilen suyun simgeselliği vurgulanmış, ayrıca su yüzeyinin namazgahın her yerine göğü ve ışığı yansıtması amaçlanmıştır.
Cephelerdeki cam yüzeylerde açılabilir doğramalar ve kadın mahfilinin üzerindeki açılır kapanır menfezler ile doğal hava dolaşımı sağlanmıştır. Camide ayrıca yerden ısıtma sistemi yapılması önerilmiştir.
Caminin iç ve dış cephelerinde, seçilmiş Kuran-ı Kerim ayetlerinin herkesin okuyup anlayabilmesi için günümüz Türkçesi ile yer alması öngörülmüştür. |